Anasayfa

Seninle konuştuğumuz geceden beri, evet kesinlikle o gece ve o gecenin sabahından beri hissiyatım çok farklı bir halde seyretmeye başladı. İnsanlar bazen okudukları romanlardan da sarhoş olabilirler belki ve benim ki de sadece 468 sayfalık bir romanın 3 günümü bütün yoğunluğuyla alabildiğince kaplamasının büyüsü olabilir.

En yakındığım şey çok derin, çok uçta ve çok çeşitli hislerin zamanı hiç sallamadan peşi sıra içimde yankılanmasıydı 3 gün önceye kadar. Takıntılarım vardı. Öfkeden sürekli küfür etmeye başlıyor, özlüyor, özlediğime ulaşamayacağımı bildiğim için kederleniyor, kederden çaresizleşiyor, çaresizlikten kendime öfke duymaya başlıyor ve sonra öfkemi yine takıntılarıma yöneltiyordum. Kimi zaman her şeyi sindirdiğimi sanıyor, takıntımı bırakacak kadar güçlü olduğumu düşünüyor, ama bir başlangıca götürecek adımları bir türlü atamıyordum. Alışmıştım öyle yaşamaya, alışmıştım her şeyi kafamda yaşayıp bedenime aksettirmeye. Arzularım vardı, tutkularım ve isteklerim vardı beni bütün bu karmaşaların ortasında gücüyle şereflendiren.. Fakat değişmeyen tek şey sürekli yanmamdı.

Bir sukunet, bir huzur hali hakim ruhuma 3 günden, özellikle dünden beri. Önce bir anda sahip olduğum, beni yıllarca yıpratan, kendime eziyet etmeme sebep olan takıntılarımın yokoluşuna şahitlik ettim. Basit bir fikir, birkaç garip ama sonradan beni tiksindirecek sıradan sayılabilecek ses savaşın bittiğini ilan etti. Arzulardan, tutkulardan, hırslardan, bunalımlardan ve bitmişliklerden tiksinmeye başladım.

Gerçek olduğuna ve huzuruma çok benzediğine inandığım bir his var hala yaşanmayı beklediğini bildiğim. Okuduğum romanın konusuydu ve bütün tasvir edilen hislerin içinden tüm masumiyetiyle en tepeye yerleşmeyi başaran, başka hiçbir şeye benzemediğini gösteren bir his.

Birini sevmekten çok yorgun düştüm 2 yıldır. Çok saf ve masum olması gereken o duyguyu karmakarışık şekillere soktum ve içinden çıkamayacağım bir hale getirdim. Ve en sonunda hiç yaşanmışlığına benzemeyen bir şekilde usulca, zamanın içinde toza karıştı ve yok oldu gitti. Bir anda ama sessizce gitti.

Beni sever miydin? İki gece önce tanıştığın, görmediğin, bilmediğin, tanımadığın ama belki biraz etkilendiğin, -en azından "hayır gitmeni istemiyorum diyecek kadar etkilendiğin- ve şu anda belki de 2-3 günlük bir sarhoşluğun ve hoş görünen bir rüyanın tesiriyle sendeki bana bir ihtimal biraz da gizem katan bu satırlarını okuduğun şahısı sevmek ister miydin?

Bu keskin çizgileri olan, sürekli realist olmayı hayalciliğe tercih ettiren, insanlara şüpheyle, güvensizlikle ve yabancılıkla bakman gerektiğini söyleyen bir hayatta çok sıradışı, çok tabansız, hatta komik kaçabilen bir soru gibi görünüyor bu şartlarda, bu zamanda ve bu samimiyetimizde..

Bir yerlerde yaşamakta olan, varlığını bile bilmediğin bir yabancıyı bir anda oradan alıp kendi dünyanda çok az kişinin barınmasına izin verdiğin özel bir yere getirmek çılgınlığın adı olsa gerek. Gerçi başkaları böyle düşünmeyecektir, bir aptallık, bir fantezi, bir oyun ya da bir hastalık olarak nitelerler herhalde. Çok bilen, çok gören, çok yaşayan, çok gerçekçi, çok mantıklı insanoğulları:)

Yaptığım bir teklif miydi, çok tarafsız bir soru muydu ben de bilmiyorum. Sadece seni bana, beni sana özel kılan bir şeyler olmasını istediğimi biliyorum. Sana yazarken -ki eğer yazacaksam ve yazmama izin vereceksen- geyik muhabbeti yaptığım bir yabancı olmandansa aramızda özel bir bağ olduğunu bildiğim biri olmanı tercih ederim.

İçine beklentileri, umutları, hayalleri ve şüpheleri karıştırmadığımız, sadece kelimelerimizle birbirimizin ruhunu okşadığımız ve bu yüzden acıyı yaşayacaklarımızdan uzak tuttuğumuz bir rüyayı sen de yaşamayı arzular mısın? Bundan sonra kelimelerimdeki sevgilim olmayı ister misin sende?


Anasayfa