17 Eylül'ün öğle saatleri.. Bekleyiş devam ediyor, kendisinin bir "bekleyiş" olduğunu unuturcasına. Başlamasını beklediğim ama henüz başlamayan şey nedir bilemiyorum. Özlediğim bir şeyler mi var; Yalnızlık? Sükunet? Huzur?

Aç ve kıvılcımını bekleyen boşluk, herhangi bir boşluğa dönüşebilir izlenimini uyandırıyor şimdi. Bekleyişin içinde bekleyişi bekliyor gibiyim, o sükuneti, sessiz ama gürültülü dünyayı, yalnızlıktaki dostluğu. Dün geceki hissin gündüz versiyonu sanırım bu..

Sıradanların kurduğu bir dünya bu. Ne için kurmuşlar bu düzeni, bu kahkahaları, bu geyikleri, bu aşkları, bu amaçları ve bu yakarışları hiç düşünmüşler mi acaba? İçinde yaşadığı sıradanlığı, sırf sıradan olmayanlar için devam ettirdiğini hiç ayrımsamış mı bir sıradan? Her şey aynı iken birkaç şey farklıysa aynılar mı farklılar için vardır, farklılar mı aynılar için? Farklılar da "aynı" olsaydı hiçbir manası kalmazdı bu evrenin... Herkes mavi gömlek giyerken birkaç kişi yeşil gömlek giyiyor olsaydı onları arayıp görmeye çalışmaz mıydık:)

Bir hobi, bir moda haline gelmiş yaşadıkları ve yaşatmaya çalıştıkları yaşam. Herkesi sarmalı, herkesi peşinden koşturmalı herkes gibi olabilmek. Yeri geldiğinde esprili, yeri geldiğinde yakışıklı, yeri geldiğinde delikanlı, yeri geldiğinde duygusal olunmalı bu felsefeye göre.. Böylece herkes olmak istediğini olmuş olacak, herkes mükemmele ulaşmış olacak. Herşey mükemmelken mükemmeli nasıl ayırt edeceksiniz?

Beni de çağırıyorlar, bana da bulaştırmaya çalışıyorlar. Ama hala anlaşılmadı, benim özüm farklı. Bana uymuyor ya da ben uymuyorum. Can çekişiyor, acı çekiyor ve yıpranıyorum beni yaşadıkları kaba koymaya çalıştıklarında. Bu kadar..(15:54)

Öfke