Kuralları bilmek kuralları değiştirmeni sağlamaz, hala aynı oyunun içerisindesindir. Yerçekimini biliyor olmamız yerçekimi kuralını ihlal etmemiz gibi bir lüks sunmaz bize. Ama uçaklar yaparız uçan, roketler göndeririz uzaya. Çelişiyor gibi gözükmesin, yerçekimi hala vardır ve yerçekimi yokmuş gibi dizayn edilmez hiçbir uçak ya da roket.

Yerçekiminin varlığında uçmayı başarabilmek, soğukta ısınabilmek, sıcakta serinleyebilmek mümkünse belli şartlarda aynı şeye karşı zıt hisleri yaşamamız da mümkün olabilir ve de olmuştur; bizzat ben yaşadım. Fiziksel dünya ile soyut dünya birbirine benzer, ikisinde de sebep-sonuç ilişkileri vardır bence. Soyut dünyamız sebep-sonuç ilişkilerine dayanmasa psikolojik rahatsızlıkları tedavi etmeye yarayan psikiyatri adında bir tıp bilimi doğmazdı.

Hangi hislerin hangi düşüncelere ve davranışlara sebep olduğu konusunda milyonlarca kitap yazılmıştır. Fakat bu sebepleri ve sonuçlarını öğrenmek bize hislerimizi kontrol etmek gibi bir lüks vermez. Hissettiğimiz gibi davranırız. Birini sevmiyorken seviyormuş gibi davranmak bile özünde başka bir hisse dayanır.

Hislerimiz ile beynimiz ya da düşüncelerimiz arasındaki ilişki çok karmaşık olmalı. Hislerimiz mi düşüncelere sebep olur, düşüncelerimiz mi hislere? Cümlenin ikinci tarafı daha ağır basıyor benim için. Düşüncelerimiz karakterimizle, genetik özelliklerimizle ve geçmişte yaşadıklarımız ya da yaşamadıklarımızla birleşerek hislerimizi doğuruyor olabilir. Belki düşüncelerimiz sadece aldığımız eğitimin, içinde yaşadığımız toplumun, dinlediğimiz şarkıların, havanın yağmurlu olup olmadığının, aldığımız alkol ya da çikolata miktarının ya da okuduğumuz kitabın bir parçasıdır. Eğer öyleyse planlanmış şekilde yaşayan, belli sebep-sonuç ilişkileri arasında sınırlanmış mahluklarız demektir.

Başkalarını incitmeden güzel şeyler hissetmeye çalış. Düşen birisini yeniden ayağa kalkmaktan başka seçeneği yoktur. Takma fazla, sevdiklerini, sevenlerini hatırla. Sevdiğin şarkıları dinle. Hepimiz insanız, hepimizin sorunu var. Hep mutlu olsaydık, her istediğimize ulaşsaydık direk cennete giderdik. Mükemmel olan eksiklilerin mükemmele ulaşmasıdır. Acılar da mükemmele ulaşmamızdaki araçlardır. Hatalarımızdan ders alıp hayata başka pencerelerden de bakabilmeliyiz. Yaşamayı sev, değer, değmeli... Mutsuzluklar, çok büyük acılar da yaşanmalı ki küçük şeylerin kıymetlerini anlayabilelim, daha çok mutluluğa hazır hale getirebilelim yüreklerimizi...