Bugün 15 Eylül 2001, 17:50. Sıradan bir gün sayılırdı, düşünmeye, yaptığım en kutsal ve iyi işe fazla vakit ayırmadım ya da ayıramadım. Ne çok hissettim, ne çok yaşadım bugün. Vakit geçirmek için geçirildi vakit, fena da sayılmazdım. Kimi zaman ve kimi an sıkıldım ama sıkıntım çaresizliğe, çaresizliğim hüzne, hüznüm sancıya sebebiyet vermedi. İlaçlar işe yarıyor olmalı, faydalı şeyler.

Öfke duyduğum anlar olmadı değil. Fakat ayrıntıya fazla girmedim, genelleştirmedim. Tek bir kişiye ithaf edilmiş olarak kaldı sessiz cümlelerim.

Bekleyişe adanmış bir gün sayılabilir özetle. Dersler başlamalı, gidip daha hızlı vakit geçirmeye ve fiziksellikte daha fazla kalmaya imkanım olmalı böylece. Bir yandan da içimde bir endişe ve korku var. Yabancılıktan sanırım, yine tanıdığım yabancıların arasına gitmek endişesi olsa gerek bu.

Düşünmeye fazla vakit ayırmadığım ya da yazarken hissetmeyi beceremediğim günlerde - ki ben olsam senin yerinde, şu an kim oluyor bu da kendi düşünmesini böyle her fırsatta dile getiriyor, kendine bir büyüklük ve özellik belki de hatta kutsallık karizması kazandırmaya çalışıyor diye sorardım- saçmalamak, en azından mantık çerçevesinde saçmalamak ve sırf güzel görünsün diye cümle kurmak doğal davranışım haline gelebiliyor.

Bugün de mi öyle olmalı, bugün de mi her hissetmeye başlayacağımı en başında fark ediverip hissederken yazacağım cümlelerimi hissedeceklerime dair cümlelere satmalıyım.

Çok yazmaya başladığımda, her gün yazmaya başladığımda "yazmak" ihtiyaçtan çok hobiye dönüşüyor. Bunu sevmiyorum.

Ve işte şu an bariz şekilde saçmalıyorum.

Değişim