Gece soğuktu ve bir cinayet işlenmişti bu karanlığın ortasında..Sıradan olmayı dilerdi belki o geceki karanlık,tıpkı bir önceki gece gibi.Ama "keşke" den başka birşey ima etmezdi 'dilerdim' ile biten cümleler ve "keşke" lerin modası yıllar önce sona ermişti..Karanlık sahiden bunun farkında mı değildi, yoksa "farkında değildim" imi oynuyordu.. Bir cinayet işlenmişti bu karanlıkta,yüreğimin ta ortasında..
Katili aramak,bulunca da cezalandırmak hikayesini yaşamak, sonrada içki sofralarında arkadaşlarıma yarı efkarlı,yarı hüzünlü,yarı bilgiç bir şekilde bu eskimiş hikayeyi anlatmak niyetinde değildim. Şarkılarda,filmlerde,kitaplarda,suskun suratlarda,yıpranmış bedenlerde ve gazetelerin ikinci sayfalarında bu hikaye yeterince gezinmekteydi zaten.
Gidenin ne olduğunu bile bilmiyordum..Bilsem bile geri bulup yerine mi koyacaktım..Ne olduğunu bilmediğim,sadece kayıplığını sezinlediğim,varlığını kitaplarda,şarkılarda,filmlerde sürdürdüğünü bildiğim bu 'şey' ne kadar uzaktı bana ve ne kadar da yakındı.Sanki elimi uzatsam tutabilecektim ve sanki yıllar boyunca, kilometrelerce yol katetsem akrebin peşinde aynı duvar saatinin üzerinde yine de erişemeyecektim ona.Yokluğu varlığıydı,yokluğunun varlığıysa yokluğuydu.Ve sonra o şarkıları dinlerken,o filmleri seyrederken,o kitapları okurken,o suskun suratlardaki gözlere bakarken,o yıpranmış bedenlerle beraber yürürken herkesin aynı cinayeti bir zamanlar bir yerlerde yaşamış olduğunu farkettim. Aynı isimsiz "şey"in peşinde yıllardır koşturup duruyorduk. Katili aramıyorduk,biz kurbanı arıyorduk ve bu arayışın adına yaşam diyorduk,tarih diyorduk,zaman diyorduk.Üzerinde gezindiğimiz çizgiyi göklerde arıyorduk sanki..
Güneşin batışını seyrediyordum, balkonumdan bir yaz günü..Masam, boş bira şişeleri,biraz çerez,spor sayfası açık bir gazete ile mütavazi bir çilingir sofrasını andırıyordu..Romantik şarkılar çalıyordu odamdaki bilgisayarda ve yankılanarak balkona yansıyordu bu hoş melodiler.Türkçe şarkılar çalmıyordum o günlerde hala içerken..Çünkü hala korkuyordum Türkçe aşk şarkılarından;bana birini hatırlatacak ve beni yeniden aynı bataklığa sürükleyecek düşüncelere çekecek endişesiyle kaçıyordum bazı sözlerden.Neşeli miydim, hatırlamıyorum ama huzurluydum.Başım hafifçe dönmekte,batan güneş ve müzik, saçlarımı sakince okşayan melteme eşlik etmekte ve hepsi birden beni düşüncesizliğin özgürlüğünde gezdirmekteydi. Dinlediğim şarkıyı da düşünmüyordum,seyrettiğim güneşi de,içtiğim biranın tadını da..Kelimeler geçiyordu kulaklarımdan,anlamlı olduğunu bildiğim ama anlamını anlamaya çalışmadan anladığım kelimeler..Serçeler ve güvercinler uçuyordu kimi zaman küme küme kimi zaman tek başlarında gökyüzünde,ne serçeyi ne de güvercini düşlüyordum. Uçmayı sindiriyordum önce bakışlarımda, sonra özgürlüğümde..Sevgililer görüyordum elele yoldan geçen, "sevmek" parlayıveriyordu yüreğimdeki istiflenmiş kolilerin birinde.Gülen arkadaşlar görüyordum, sevmenin biraz ötesindeki bir kolinin kapakları açılıveriyordu.. Oynayan çocuklar gördüğümde oyuncaklarımın olduğu kutucuk parlayıveriyordu.Huzuruma müdahale etmeyecek bir sessizlikte teker teker parlayıp sönüyordu bildiklerim, yüreğim dediğim küçük organda ama büyük bir dünyada..
Özgürlüğün getirdiği seçimsizlik ve kararsızlıkla saatlerce oturdum o masada,aynı şarkıları defalarca dinleyerek,aynı haberi defalarca okuyarak.Seçim yapamadığım için arayamıyordum artık.."Neyin peşindeyim?","Neden?","Nasıl?" gibi sorular çoktan beynimin puslu raflarına kaldırılmıştı..Arasıra o raflarda geziniyordum, belki bir soruyu çıkartabilecek gücü bulur da özgürlüğün seçimsizliğinden ve kararsızlığından,seçimlerin gerekliliğine geçiş yapabilirim diye.Ama o özgürlüğün sınırı öylesine genişlemişti ki bu kocaman özgürlükler ülkesinde bütün sorular, sıradan bir vatandaş gibi gezinmekteydi ve birini seçip ülkenin cumhurbaşkanı yapmaya çalışmak basit bir oyundan öteye gidemeyecekti.Hepsi birbirine benziyordu ve "neyin peşindeyim" ya da "niye varım" ın "bugün kahvaltıda ne yiyeyim" den farkı yoktu.
Bu satırlarda bile aynı boşluk varlığını hissettiriyor.Hiçbir cümlemin ufuğunda başka bir cümle yok.Her sorunun bir cevabı var mıdır gerçekten?Cümlelerim hayır diyor.Ne hissetmeliyim? Nefretlerimi mi anlatmalıyım,her yazanın yaptığı gibi ve bu yüzden artık hemen hemen hepsinin klasikleştiği bir aşk hikayesinden mi bahsetmeliyim yoksa?Çılgınlığın ötesine adım atmaya cesaret edebilmenin hikayesini anlatıp, sonra da işte hayat budur mu demeliyim,hayalleri ve onuru uğruna kendini bir davaya adayan bir adamın hikayesini mi yazmalıyım? Hiçlik üzerine felsefe yapmak o kadar kolay çürütülebilecek bir şey ki,çünkü soru sormak çoğu yerde mantıksız.Birisi çıkıp ta "bırak bunları düşünmeyi artık,yaşa gitsin işte,hayat devam ediyor,hiçbir şeye kafanı takma,bir kere dünyaya gelir insan.." dediğinde söyleyecek tek bir tutarlı cevabın bile yoktur.İyi hissetmek için var olduğumuz,hep mutluluğu aradığımız o kadar bariz ki..Bu gerçekliğin varlığında, bizi bu gerçeğe ulaştıracak sorgulamalara girişmek sadece zaman kaybıdır..Hazırlanmam gereken önemli sınavlarım var ve belki de sadece bu "hazırlanmak" sorumluluğunun stresinden dolayı seçimsizlikten,kararsızlıktan ve hiçlikten bahsediyorum,sırf böylesine basit bir sebepten satırlardır ufuğu gözükmeyen cümlelere işkence çektiriyorum.
Aldığım alkol kendimi iyi hissettiriyordu,alkol başka ne işe yarardı ki zaten..Bir de diş ağrısına iyi geliyor galiba..Bir cinayet işlenmişti bu karanlıkta,yüreğimin ta ortasında..Katili bulacaktım işte,sırf herkes kurbanı bulmaya çalışıyor diye,sırf monotonluğa inat olsun diye ben katili arayacaktım.Aramak sabit bir sandalyede saatlerce oturarak mümkün olmasa gerek teknik olarak diye düşündüm.İçeri girdim,o hoş melodileri kapattım ve çoğu gürültüden ibaret, sözlerini bile doğru dürüst anlayamadığım, ama içimde sadece belirsiz bir şeye öfke duymama yol açan bir metal şarkısı çalmaya başladım,sesini de beni rahatsız etmeyecek ama komşuları rahatsız edecek kadar açtım.Ben rahatsız olmazdım çünkü ben alışıktım ama komşular ki,çoğunluğu orta yaş grubundan diye sınıflandırlıyor, mutlaka rahatsız olacaklardı.
5 dakika kadar sonra, yarı sinirli bir modda "acaba gidip uyarsak mı" diye düşünmeye başlayacaklardı ve ben de tabi ki bu fırsatı onlara vermeyecek, bu dürtülerinin en yoğunlaştığı anda müziği kapatacaktım.. Kapattım da, ne gelen oldu ne giden. Giyindim,sigaram çakmağım,cebim,cüzdanım yanımda çıktım dışarı.Koşarak yetiştiğim bir minibüse atladım ve doğru Kızılaya..Zavallı insanlar,demek hepsi bir kurbanı arıyorlardı daha adına "kurban" bile diyemedikleri..Bu minibüsteki zavallı insanlar..Önümdeki koltukta iki genç sevgili,konuşup duruyorlar ki yüz ifadelerinden ne kadar sıradan bir şey konuştukları rahatlıkla belli oluyor.Ya derslerden,ya yeni gelen filmlerden ya da dün başlarından geçen bir olaydan konuşuyorlar, belki de kız bir kızarkadaşının ona nasıl davrandığını ve onun da nasıl tavır aldığını ve almış olduğu bu tavırla da ne kadar haklı olduğunu anlatıyor..Kızlar her zaman haklıdır zaten di mi..
Zaten öfkeliydim, daha da öfkelendim bu sevgililere..İkisi de, nasıl bir kandırmacadır ki, birbirlerine hayatlarındaki en özel kişilermiş oyununu oynuyorlardı.Ve bu aptallığı bir övünç kaynağı olarak görüyorlardı kesinlikle..Cem Yılmaz'ın dediği geldi aklıma: "Gıcığımdır sevgililere"..."Aynen abi, ne gıcığım sorma" diyesim geldi içimden..Gülümsedim,tabi ki yine içimden..Çünkü ben de korkağın tekiyim herkes gibi,biraz öfkelenince kendini kahraman sanıp ta dışından gülmeye bile cesaret edemeyen korkaklardan..Salak minibüs ne kadar da yavaş gidiyordu, daha hızlı gitse ya,ben motorun gürültüsünü duymak istiyorum,bu önümdeki kızın gıcık tavırlarını değil,yol çizgileri sayamayacağım kadar hızlı geçmeliydi.Trafik varmış, olmasaydı kardeşim, trafik var diye yavaş gitmekle haklı mısın yani.. "Haklılık kavramının içine edeyim" dedim,içimden yine.. "Ama bu bencillik olur" diye düşündüm sonra..Hep ben mi haklı olayım yani..Evet olayım anasını satiim,hep ben haklı olayım var mı..Hep ben haklıyım işte.. "Bencilliğin de içine edeyim" dedim sonra. Zavallı insanlar işte, mantıklı olmaktan bahsedip toplumsal bir varlık olmanın gereğine göre yaşarlar..Kandırın siz kendinizi kandırın. "Aha işte,şimdi bir tek ben haklıyım,hepiniz haksızsınız var mı". Yol çizgilerine de gıcığım işte, görünce sayasım geliyor ve minibüs yavaş gittiği için de biiiiiiiir,iiiiiikiiiiiiiii diye uzatmak zorunda kalıyorum.Hızlı gidince de yetişemiyor ağzım saymaya hepsini..Uff çok sıkıldım,gelsek te insem.İnsem ne olacak ki, inmiş olucam işte..Ne diye ben şimdi Kızılay'a gidiyorum ki, saçmalık işte.Ne yapıcam Kızlay'da,katil arayacağım..Ne katili yaf, kim çıkarıyor bunları. "Katilin de içine edeyim."..
|