| Anasayfa |
|
Bildiklerim bana, hissettiklerim bana.. Kime ne ha? Kime ne? Altın yere düşmekle pul olmazmış. Altın vitrinde dursa da altındır, kilitli sandığın içindeki bir mendilin içinde de altındır. Hiç sen piramitleri gördün mü? Hiç sen Çin Seddi'ni gördün mü? Sen görmesen de oradalar, sen bilmesen de varlar.. Sen gördün diye başları göğe ermez. Beş paralıklar ister altın muamelesini. Kendilerini altın sanırlar da, satabildikleri kadar satmaya çalışırlar beş paralık haysiyetlerini. Çok severlermiş, çok büyük yaşarlarmış, çok mantıklıymışlar, çok güzellermiş, herkesi etkilerlermiş, çok umutluymuşlar.. Aferin be kızım, sen adam olacaksın, beş paralıkların prensesi olacaksın. Senin yanında gezen de altın sanacak kendini.. Altın gibi çocuklarsınız hey maşallah:) Yiyin, için, gezin, sevişin, ağzınız yarılana kadar kahkahalar atın, yeri geldi mi melek, cesur bir kahraman, deli gibi seven bir aşık, namusuna leke sürdürmeyen birer şeref timsali olun. Sizlerin dünyası burası artık, sizlerin.. Kim takar dürüstlüğü, kim takar hissiyatı.. Takmak için vicdan gerekir, vicdansızların erdemi de bencillikten öteye gidemez. Ha dersin: "Ben bencilken de mutluyum".. Tamam güzelim, peki güzelim, sen mutluysan dünya durmuş ne fark eder. Varsın lanet ede dursun birileri varlığına, sana ne.. Ve senden bana ne.. Hiç bilmemeliydim seni, hiç.. Ömrüme leke, ruhuma hastalık, beynime mikrop edindim seni bilmekle. Bildik, öğrendik ve yaşadık seni, olan oldu.. Bana ne artık, kahrını çeken düşünsün.. |
| Anasayfa |